Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Alıntı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Günah var mı karıncayı kırınca?

İstanbul'da güneşli bir günün sabahında Topkapı Sarayı'nın avlusunda bulunan Has Oda'nın kapısı açıldı. Uzun boylu genç bir adam arka bahçeye doğru ilerliyordu. Bu kişi, Avrupa'yı titreten, koca Akdeniz'i hâkimiyet altına alan Osmanlı Devleti'nin kudretli hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman'dan başkası değildi. Devlet işlerinden vakit buldukça soluklanmak için arka bahçeye çıkar, ağaçları, kuşları, denizi seyrederdi. O gün deniz, ağaçlar bir başka güzeldi, yalnız ağaçlardan birkaç tanesinin yapraklarının buruştuğunu fark etti. Hemen yanlarına yaklaştı ve eliyle tutup incelemeye başladı. Biraz sonra ağaçların neden buruştuklarını anlamıştı. Karıncalar sarmıştı o güzelim dallarını. Aklına bir çözüm yolu geldi. Ağaçları ilaçlatacaktı. Böylece ağaçlar karıncalardan kurtulacak ve rahat bir nefes alacaklardı. Fakat birkaç dakika daha düşününce bu fikrin o kadar da iyi olmadığını anladı. Karıncalar da can taşıyordu, ağaçları ilaçlatırsa onlar ölebilirdi. İşin iç...

Hayatı sondan başa doğru yaşamaya ne dersiniz ?

Hayatı sondan başa doğru yaşamaya ne dersiniz…  Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir.  Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel hatta mükemmel olurdu.  Nasıl mı?  Cami’de uyanıyorsunuz.  Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş,  iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette.  Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak.  Herkes etrafınızda, büyük br itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.  Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.  Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.  Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…  Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.  Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.  Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronun...

Çalakalem, karalama..

Tıpkı zihnin kalbi karalaması gibi, düşüncelerle... Tasarlama, her duruma, her ana hazır hale getirme. Düşleme, başarma, yakıştıramama. Geçmişindeki tüm başarısızlıklarının önündeki tüm düşlere ket vurması. yorgunluk,bıkkınlık, sıkkınlık ve asla hiçbir anından keyif almama hayatın. Hiçbir yeni başlangıca açık olmama, alışık olmama. Sürekli, andan önceki on yılın arasında gidip gelme, her bir saniyesini görür gibi hatırlama. Çekinme ,korkma , özgüven yitimi, abes yönde değişme,aksi bir insan olma neyin aksi olduğundan bihaber. yorgun düşme, güvenmeme, paranoya, uzaklaşma herkesten, herşeyden. Kaçma. Ve sonrası için beklenti, kaçma. Kaçıp gitme, hiçbiryere, hiçkimseye, sadece kendine, düşlerine olumsuz olsada her ne kadar sineye, benliğe dönmek isteme. Sanki ırakmışım gibi, hali hazırda yirmi senem var ardımda. Beni uzağa iten, beniçeken, beni sevimli kılan, benden nefret ettiren, beni sınayan, bana cevaplar bulduran. Yinede hoştur. Çalakalem, karalama... Tıpkı zihnin kalbi ...

Sevgi Neydi ?

sevgi neydi? coşkun akan dere, sonbahar rüzgarı ile ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı... sonunda coşkun akan dereler durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmurlar diner, güneş çıkardı... sevgi neydi? sahip çıkan dost, sıcak insan eli, insan emeği, iyilikti sevgi... sevgi emekti...

Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.   Sonunda evimdeyim, mutluyum ... hem de çok ama bir o kadar da yorgunum . şimdi tatil sırası bana geldi, bir kaç güne Trabzonuma da kavuşucam, oh mis :)

Hani bazen olur ya...

Hani bazen olur ya... karanlıkların ucunda aydınlığı ararsın... Aydınlığın ucunda durana söyleceklerin olurda diyemezsin... Sözler boğazında düğümlenir dilin kilitlenir.. Bir umut beklersin bulamazsın yanar yanar istersin de elde edemezsin.... Hani bazen olur ya...  Yüreğin onu gösterir de aklın ve mantığınla karar veremezsin... Doğru nedir yanlış nedir asla ama asla çözemezsin... Sen misin yaşayan yoksa hayat mıdır seni yaşatan sezemezsin... Karanlıkların ardında yine karanlıklara sarılır da gülemezsin... Hani bazen olur ya...   Sevgi doludur da özlemin bunu göstermeye bile korkarsın... Yarını bir günü bırakır da sadece bu günü yaşarsın... Anlatmak istersin yaşadıklarını ve duygularını ama tarif edemezsin... Kimsesizler sokağında kimsenin bilmediği bir evi mesken tutarsın... Hani bazen olur ya... Onsuzluğun başında onla olmanın sonundasındır da bunu ancak sen görürsün... İsyan edesin gelir olanlara ve kaderine ama edemezsin... Elin ...

Bazen anlatabilmek için susmak gerekir

Ne yaşandığı ve hissedildiği gizli kalsın! Sadece bir olaydan sonra gelip de yerleşen o suskunluk hissinden bahsediyorum. Dışarıdan çok dingin gibi görünen ama içerde fırtınalar koparan; biraz yalnızlaştıran, kısmen anlamsızlaştıran o heykellere özgü asil eylemsizlik… İnsanın üstüne çöken gizemli sis ; “Sessizlik” Her söz sessizliğe, her ses de sizi biraz daha kendinize götürmüş. Sessizleştikçe küsmüş, küstükçe de susmuşsunuz. Oysa esas şimdi barışmalıymışsınız kendinizle... Çünkü “kendiniz” kendinize kalmışsınız, işte en güzel müjde!  Kimi zamansa; “En güzel yanıt hiç yanıt vermemek!” diyerek kapamışsınız tüm kapılarınızı. Arkanızdan bakakalmışlar. Hatta bazıları bunu bile anlamamışlar. Sizi anlamadıkları için sustuğunuzu anlatamadığınız gibi, zaten söyleyerek anlatamadığınız bir şeyi susarak hiç anlatamazmışsınız !

İNSAN !

Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümled ir İNSAN ...

sen hiç mi bahar görmedin

Sana geldim, sona Sende yeryüzüdür gölde vuran Ey sularının sonsuzluğu Bakışlarım demir altsın gözlerinin limanına Fırtınalar yorgunu yüreğim sana Bütün sabahlarım sesinde ağarsın Keder tırmanmasın yüzüme bir daha sarmaşık gibi Öpüşlerin damlasın çöl dudaklarıma Biliyorum, yüreğim durgun sudur dindiğim Korku kıyılarımı sildiğim Sana geldim, sustum ve yumdum İki damla ateş düşürdüğün gözlerimi… Al, uslandır korsan bedenimi Gece kanat çırpsın parmaklarımda Birbirimizden kaçıracak yerimiz kalmasın Birleşsin yağmur suyunda ellerimiz Bırak, öpüşlerim ağzını kapasın Uzun uzadıya susarak kalalım birbirimizde Sabaha söyleyecek söz bırakmayalım Köpekler gibi havlayan acılarımız sussun Sevda çözmesin kendini bizden Sularca gülüşelim Yüreğim alı koysun gitmelerini Sana geldim sana...

Öyle güzel bakmış ki gözlerime...

Öyle güzel bakmış ki gözlerime, kimseye öyle bakmamış ne geçmişte ne şimdi ne de gelecekte. Parmak izlerim kimsenin parmak izine benzemiyor. Demek ki, benim parmak uçlarıma hiç kimsenin parmak ucuna  dokunmadığı gibi dokunmuş. Sadece dokunmuş mu? Hâlâ dokunmakta. Her an yeni/den dokunmakta. Retinam kimsenin retinasına benzemiyor. Demek ki, benim gözümün içine kimsenin  gözünün içine bakmadığı gibi bakmış.  Sadece bakmış mı? Hâlâ bakmakta.  Şimdi gözlerimin içine yeni/den bakmakta.  Ben gözlerimi kapatsam da, O gözlerimden bakışını ayırmamakta. Yüzüm kimsenin yüzüne benzemiyor. Demek ki, benim yüzüme kimsenin  yüzüne yönelmediği gibi yönelmiş. Sadece yönelmiş mi? Hâlâ yüzüme dönük  ve yüzümün her noktasında çalışmakta. Ben O'ndan yüz çevirsem de, O benden yüz çevirmemekte.?

insan durup bir düşünüyor yani :)

‎( İnsan ) = ( yemek ) + ( uyumak ) + ( para kazanmak için çalışmak ) + ( Eğlenmek ) ( Eşek ) = ( yemek ) + ( uyumak ) olduğuna ... göre ilk denklemde ( yemek + uyumak ) yerine ( Eşek ) koyabiliriz. .. ( İnsan ) = ( Eşek ) + ( para kazanmak için çalışmak ) + ( Eğlenmek ) bu yeni denklemde her iki taraftan ( Eğlenmek ) çıkartılırsa: ( İnsan ) - ( Eğlenmek ) = ( Eşek ) + ( para kazanmak için çalışmak ) SONUÇ: Eğlenmesini bilmeyen insan, sadece para kazanmak için çalışan eşekten başka birşey değildir. Çinli Filozof Chang Ying Yue'dan; Her kim gün boyunca arı kadar aktif, bir boğa kadar güçlü, bir at kadar çalışkan olduğu halde, akşam olunca bir köpek kadar bitkin eve dönüyorsa; bir veterinere görünmelidir. Çünkü eşek olması, kuvvetle muhtemeldir...